Ağustos 21, 2008 goodbye helsinki 2 Comments
Sevgili Razumihin,
Merhaba, uzun zaman oldu.Biliyor musun hiç zamanım yok, hemen anlatmalıyım olan biteni..
Koşa koşa gitmedim elbet.Önce gözlerim seçtiği o noktaya bakakaldı tam 7 dakika.Bunu biliyorum,her anı adım gibi hatırlıyorum.Koca binadaki o “siyah leke” tam da yerli yerindeydi.Tam da öylece baktığımda, gözümle buluştu.Ben O’nu aramadım,O beni buldu.O sırada çay soğumuş, farketmedim, üzüldüm, O olsaydı içerdi, soğuk sever bilirsin, orada bıraktım, gelir belki tekrar, ben yokken.Kalktım, koşa koşa gitmedim ama.
Bu defa gerçekten üzüldüm, ağlamadan.Dedim ki, fotoğrafçılık da hoş şey, alında hediyeleri sever miydim ki? Bir defasında Elif adında bir kız- ben değilim, inan bana!- birine kıskan demişti. O da güzel fotoğraf çeker.Güzel fotoğraf.Çirkin fotoğraf.Şu da çirkin fotoğraf çeker.Çirkin çeker.Güzel çekmez.O yüzden kıskan dememişti, sebepler çok, hiçbirini bilemiyoruz ki.
Zaten her söylediğimi ciddiye almamalısın dedim, demiştim.O zaman da dedim ama duyamadın.Ben böyle ilgisiz konular düşünmeye çalışmadım.Aklım hep bana oyun oynuyor, O getiriyor bunları karşıma. Elif adındaki kızdan bize neydi ki? bana neydi ki?
Alışkanlıklar bazen hoş olmuyor.Artık uçlu kalem kullanamadığım için yanımda kalemtraş da taşımak zorunda kalıyorum.Ama kalemtraşım sarı ve üstünde küçük bir kapağı var.-Sana onun resmini çizdim, ekte gönderiyorum meraklanma- O yüzden kalemi açtıktan sonra pislikleri çantama atmıyorum, sakın meraklanma.
Dedim ki bir Sin Palabras dinleyeyim,o beni istemedi. Dön bak dünyaya çıktı, onu da ben istemedim. Gocce di memoria ile ucuza anlaştık.Param var, bitirmedim.
Tekrar Çal-San dedim,”yok” dedi. “Sen hakediyorsun bunları” dedi. “Peki” dedim.
Pertev Bey sabah kahvesi içmişti, ona özendim, ya da Fitnat’ın aşkı Talât idi o, hatırlayamadım. Ben de mi içsem dedim.Yürümeyi istemezdim o halde, - ben, beni görsem yürümesini istemezdim o halde- uzağa giden otobüse bindim.26 adım attım inince, 27.si asla olamazdı.
Kahve acı geldi, oysa şekerli istemiştim.Aslında şekerliydi ama acıydı da, bir kere daha böyle olmuştu, aynı O’nun gibi dedim.Çikolatam güneşte eridi, suyun içinde buz vardı.
Akordeonumu elime alıp çalmaya başladım.Çok güzel çaldım bu defa, herkes çok eğlendi. “Ah, ne hoş” dediler. Tam o sırada Long Long Time Ago beni çağırdı. O‘ nu kıramazdım. Gösteri bitti dedim, beni dinleyenlere, teşekkür ettiler.
Bu biraz uydurmacaydı, anlamışsındır sen zaten, hadi beni tebrik et Razumihin, yalan söyledim. Tebrik et!.. Teşekkür ederim.
Raskolnikov aramızdan ayrılalı çok oluyor. O‘na bir defasında yazdım, umarım bana döner.
Suyumu içerken, içindeki küçücük buzu yağ damlası zannettim.Üst kısmındaydı, incecikti ve bozuk, kapalı bir şekil yapmıştı. Biliyor musun, katı halin de üste çıkıyor bazen.
Üzgünüm ya, Bang bang dinlemezsem Nancy bana küser. Son olsun dedim, gitmem gerek. Kendime fal da bakamam, o yalanları kendime fal bakmadan da söylerim ki, nedir?
Ben yalnızken, bitter çikolatalar hep öylece kalıp güneşte eriyor, onları yiyecek kimse yok, kış gelse de erimeseler.Öyle işte, O‘na çok üzülüyorum, sadece.
…
Sevgilerimi sunuyorum sana, Razumihin.
